Ramata soran üreticinin ilk sorusu çoğu zaman aynı: dekara ne verir? Künyede iki rakam yazıyor — kuru koşulda dekara 350-400 kg, sulu koşulda 600-1000 kg. İki aralığın arasındaki mesafe ilk bakışta fazla geniş görünüyor, ama sahada olan tam olarak bu: aynı çuvaldan çıkan tohumluk, iki komşu tarlada iki ayrı sonuç veriyor. Arada duran şey çeşit değil, tarlanın o yıl içinde gördüğü su, ekimin yapıldığı tarih, dekara atılan tohumluk ve gübrenin zamanı. Ramata 2015’te tescil edilmiş, altı sıralı, yemlik bir arpa çeşidi; tescil denemelerinde dekara 694,1 kg verimle altı sıralılarda birinci olmuş. O rakam, dördü de yerine oturmuş bir tarlanın rakamı.
Rakamdan önce: verimi belirleyen dört şey
Verim sorusunun cevabı çeşidin künyesinde başlıyor, ama orada bitmiyor. Birinci etken su: yağışın miktarı ve zamanı, sulanabilen tarlada ise verilen su sayısı. Kuru ile sulu koşul arasındaki fark büyük ölçüde buradan geliyor. İkinci etken ekim tarihi. Geç ekilen bir tarlada bitki kışa yeterince gelişmeden giriyor, kardeşlenme zayıf kalıyor ve bu doğrudan başak sayısına yansıyor; konuyu kışlık arpa ekim zamanı yazısında ayrıntılı ele aldık.
Üçüncü etken dekara atılan tohumluk. Ramata için künyede kuru koşulda 25-30 kg, sulu koşulda 22-25 kg yazıyor ve bu aralık çıkış kaybını da hesaba katıyor. Aralığın üstüne çıkmak verim getirmiyor; tarla sıklaştıkça bitkiler suyu ve besini paylaşmak zorunda kalıyor, sap inceliyor, başak cılız kalıyor. Bu hesabı dekara kaç kilo tohumluk yazısında rakamlarıyla anlattık. Dördüncü etken gübre ve bakım: doğru zamanda verilmiş azot başak sayısını ve tane dolumunu belirliyor, yanlış zamanda verilmiş azot ise yatma riskini büyütüyor.
Sulama: kaç su, hangi dönemde
Sulama imkânı olan tarlada önerimiz üç su. Birincisi çıkış suyu: ekimden sonra çimlenmeyi ve düzgün bir çıkışı güvenceye alan su. Toprağın tavı yetmediğinde ya da ekimin ardından yağış gelmediğinde tohum tarlada bekliyor; çıkış suyu bu beklemeyi ortadan kaldırıyor ve bitkinin kışa köklenmiş girmesini sağlıyor. Çıkıştaki bu eşitlik sonraki her şeyi etkiliyor, çünkü seyrek ve dalgalı çıkan bir tarlayı ilkbaharda telafi etmek kolay olmuyor.
Kalan iki suyu bahar dönemine bırakıyoruz ve ihtiyaca göre veriyoruz. Yılın yağışı, toprağın tuttuğu nem ve bitkinin görüntüsü bu iki suyun verilip verilmeyeceğini, verilecekse zamanını belirliyor. Yağışlı geçen bir baharda ikinci suya hiç gerek kalmayabiliyor; kurak bir baharda ise ikisi de devreye giriyor. Bahardaki suyun en çok işe yaradığı iki dönem var: sapa kalkma ve süt olum. Sapa kalkma dönemindeki su kardeşlerin başağa dönüşmesini belirliyor, bu dönemdeki su sıkıntısı başaktaki tane sayısını düşürüyor. Süt olum dönemindeki su ise taneyi besliyor, tane iriliğini ve hektolitre ağırlığını koruyor.
Son suyun zamanlaması ayrı bir konu: sığ köklü ve kumlu topraklarda hamur olum dönemine girmeden yaklaşık bir hafta on gün önce sulamanın kesilmesi öneriliyor. Geç verilen fazla su taneye katkı sağlamıyor, buna karşılık yatma riskini artırıyor. Ramata’nın sapı kalın ve kuvvetli, künyesinde yatmaya dayanıklı olarak geçiyor; yine de fazla su ile fazla azot bir araya geldiğinde hiçbir çeşit tamamen güvenli değil.
Gübre: fosfor tabana, azot bölünerek
Gübre programının sağlıklı kurulması için başlangıç noktası toprak analizi. Ekimden bir buçuk iki ay önce alınan bir analiz, tarlanın neye ihtiyacı olduğunu tahmine bırakmıyor. Analiz yoksa bölge için yaygın kabul edilen aralıklar yol gösteriyor: kuru koşulda dekara 5-9 kilogram saf azot ve 5-9 kilogram fosfor, sulu koşulda 10-14 kilogram saf azot ve 7-12 kilogram fosfor. Bu rakamlar saf besin maddesi üzerinden; çuvaldaki gübrenin kaç kilo geldiği gübrenin analizine göre hesaplanıyor.
Fosforun tamamını ekimle birlikte, mibzerin banda bıraktığı taban gübresi olarak vermek en verimli yol; fosfor toprakta yavaş hareket ettiği için sonradan yüzeye atılması aynı işi görmüyor. Azotu ise bölerek veriyoruz. Yaygın düzen, azotun bir bölümünü ekimde ya da kardeşlenme başında, kalanını sapa kalkma öncesinde vermek. Üst gübre tek seferde verilecekse kardeşlenme döneminin sonuna doğru verilmesi daha isabetli oluyor; sulanabilen tarlada üçe bölmek de tercih edilebiliyor. Kuru koşulda yağış garantisi olmayan yerlerde üre yerine amonyum sülfat tercih edilmesi bölgede yaygın bir uygulama.
Fazla azotun bedeli tarlada görünüyor: bitki hızlı boylanıyor, sap dokusu zayıf kalıyor, yoğun yeşil aksam havalanmadığı için hastalık daha kolay tutunuyor ve bir yağış ya da rüzgârda yatma geliyor. Yatan bir tarlada hem verim hem de hasat kalitesi düşüyor. Ramata’nın hastalık tarafı bu noktada rahatlık veriyor: külleme ve pasa toleranslı, arpa yaprak çizgisi ile yaprak lekesine de toleranslı bir çeşit.
Hasattan sonra: hektolitre, protein ve saman
Verim yalnızca dekara kaç kilo alındığı değil; o kilonun hangi kalitede olduğu da hesaba giriyor. Ramata’nın hektolitre ağırlığı 64-67 kg/hl, bin dane ağırlığı 35-38 gram. Hektolitre arpada alım sırasında en çok bakılan kalite ölçüsü; yayınlarda birinci sınıf arpa için 64 kg/hl eşiği aranıyor. Alım baremleri yıllara göre güncellendiği için bu eşiğin her sezon teyit edilmesi gerekiyor, ancak Ramata’nın künye aralığının o eşiğin üstünde durması çeşidin alım tarafındaki avantajını gösteriyor.
Protein oranı %13-14. Burada arpanın hangi amaçla yetiştirildiği belirleyici: yemlik arpada proteinin yüksek olması isteniyor, biralık arpada ise tam tersi, %9-10,5 gibi düşük bir protein aranıyor. Ramata yemlik bir çeşit olduğu için %13-14 bandı istenen tarafta duruyor. Hayvancılık işletmesine giden bir arpada bu fark doğrudan yem değerine yansıyor.
Saman da hesabın bir parçası. Altı sıralı ve boylu yemlik çeşitlerde saman verimi, kısa boylu iki sıralı çeşitlere göre daha yüksek oluyor; Ramata’nın kalın ve sağlam sapı künyesinde yüksek saman verimi olarak geçiyor. Samanı satan ya da kendi hayvanında kullanan bir işletmede bu kalem tane gelirinin yanında ayrıca duruyor. İki sıralı ile altı sıralı arasındaki farkı iki sıralı mı, altı sıralı arpa mı yazısında ele aldık.
Hangi tarlada hangi çeşit
Ramata’nın kurağa dayanımı künyede orta olarak geçiyor. Bu, çeşidin kuru koşulda yetişmediği anlamına gelmiyor — künyedeki 350-400 kg/da aralığı kuru koşulun aralığı — ama suyun hiç olmadığı tam kıraç arazilerde Sinanbey daha doğru bir tercih oluyor; o çeşit tam kıraç için seçildi. Sulanabilen ve taban özellikli tarlalarda, geçit ve soğuk bölgelerde Ramata’nın yeri net. Hasadı öne çekmek isteyen, ikinci ürün planı olan ya da erkencilik arayan üretici için Manava devreye giriyor.
Özetle Ramata’nın verim aralığı geniş, çünkü aralığın neresinde kalınacağını tarla belirliyor: suyu olan, zamanında ekilen, künyedeki tohumluk normunda kalan ve gübresi bölünerek verilmiş bir tarla aralığın üst sınırına yaklaşıyor. Üç arpa çeşidimizin künye değerlerini yan yana görmek için arpa tohumu çeşitleri sayfasındaki karşılaştırma tablosu kullanılabilir. Tarlanızın su durumunu ve bölgenizi bize ilettiğinizde ziraat mühendisimiz hangi çeşidin ve hangi sulama düzeninin uygun olacağını koşullarınıza göre değerlendirir: +90 506 101 01 50.